Ana Sayfa     Haberler     Firmalar, Mekanlar     Harita     Hava Durumu    

Adana'dan haberler. Çeşitli kaynaklar taranarak (hürriyet, milliyet...) Adana ile ilgili haberler tek bir yerde toplanıyor.


Zaman gazetesi yazarı, Araştırmacı - Yazar Ali Bulaç gündemdeki olayları Yeni Asya’ya değerlendirdi. Bulaç, risaleleri devletleştirme gayretleri, Filistin meselesi, Türkiye - İsrail ilişkileri, Müslüman dünyanın içinde bulunduğu çözülmeye dair Yeni Asya'nın soralarını cevapladı.Risale-i Nurların devletleştirilmeye çalışılması devletçi seçkinlerin, AKP nezdinde tekrar canlanmasının bir sonucu mu?Benim tanımlamama göre Türkiye’deki en büyük sosyal İslâmî hareket Nur Hareketidir. Nur Hareketini sadece tek bir gruba veya bir cemaate tahsis etmiyorum. Birden fazla grup ve cemaat var, fakat bütün bu grupların ortak noktası bir referansa sahip olmalarıdır. Bu referans da Risale-i Nur. Eğer Türkiye’deki İslâmî hareketi üç ana gruba ayırmak icap ederse fikri ve kültürel İslâmî gruplar, sosyal gruplar bir de siyasî gruplar şeklinde görebiliriz.Fikrî ve kültürel grupları şahıslar temsil ediyor. Genellikle dernekler, dergiler, yayın evleri internet siteleri, vakıflar, yazarlar ve gazeteciler tarafından benimsenir. Bunlar münferit ve birbirinden kopuktur. Fakat daha çok Müslüman dünyanın zihni dönüşümünü esas alıp fikir ve kültür hareketleri ile uğraşıp kitap yayınlayıp dergi çıkarırlar. Ama asıl Türkiye’de ana gövdeyi meydana getiren şey, sosyal Müslümanlıktır. Sosyal Müslümanlık toplumun ahlâkî bakımdan takviyesini, ıslâhını esas alır. Bu sosyal Müslümanlığın içerisinde de iki ana akım var. Birisi Nur Hareketi diğeri de tarikatlardır.Bediüzzaman Hazretleri tarikatlara karşı değildi, fakat tarikat zamanı değildir diyor. Ancak tarikatlar da Türkiye’nin bir gerçeğidir. Kent hayatı ile beraber ortaya çıkan Nur hareketinin en önemli özelliklerinden bir tanesi Cumhuriyet döneminde İttihat ve Terakki zamanından beri başlayan, fakat cumhuriyet döneminde neşvünema bulan ve bugüne kadar da varlığını genişleterek devam ettiren bir hareket olmasıdır. Gücünü; her hangi bir partiden, şahıstan değil kitaptan alıyor. Dolayısıyla Risale-i Nur kitap merkezli bir harekettir. Bediüzzaman Hazretleri vefat etti, ama hareket onunla beraber yok olmadı. Tam aksine devam etti. Devam etmesini sağlayan en önemli faktör de kitap merkezli olması, tabi bu durum hareketin motivasyonunu sürekli kılıyor. Çünkü kitap var, yayınlanıyor ve insanlar bu kitapları okuyarak İslâmî hayatlarına tatbik etmeye çalışıyor.Bu ise devletin toplumu bütünüyle yeniden inşa etme projesine aykırı bir şey. Çünkü devletin hedefi bir toplum inşa etmek. Modern, Batılılaşmış bir toplum inşa etmektir. Bu devletin hem ulus, hem toplum inşa etme projesine karşı bütün cumhuriyet dönemi boyunca en güçlü direniş Risale merkezli hareketlerden ve gruplardan geldi. Dolayısıyla devlet daima Risaleleri ve Nur hareketini tarassut altında tutarak onu kontrol altında tutmaya uğraşmakta. Eğer imkân bulursa yasaklamak istemektedir. Yani tümden yok etmek istiyor. Tek parti döneminde Risalelere karşı uygulanan metot onu baskı altında tutup yok etmekti. Fakat çok partili hayatla beraber devlet bu metodu kullanmaya o kadar imkân bulamadı. Çünkü neticede çok kalabalık bir grup var ve bu grup aynı zamanda seçmen, yani iradesini bir şekilde siyasete yansıtıyor.Fakat bu devletin bu asli reflekslerinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Devlet fırsatını bulduğu an tekrar bu Nur Hareketini bastırmak veya kontrol altına almak istiyor. Türkiye’de son bir yıldır başlayan süreç yani 17 ve 25 Aralık’ta devlet tekrar aslî reflekslerine döndü. Devlet kendini yeniden restore ediyor. Devletin kendini restore etmesi demek, dindar grupları devletin içindeki varlığına son vermek, onları kamusal alanlardan çıkarmak ve tekrar onları kenarda marjinal hayat yaşayan gruplar haline getirmektir. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinde din yoktur. Buna karşılık Risale-i Nurlar en güçlü biçimde dini bir söylem, dini bir retorik ve dini bir fikriyatı temsil ettikleri için daima devlet için ‘tehdit’ olmuştur.Hizmet hareketi de gücünü büyük ölçüde Risalelerden almakta. O zaman nasıl Hizmet Hareketinin beşeri ve maddî kaynaklarını kurutmak üzere dershaneler, kolejler finans ve medya kuruluşları üzerinde operasyon yapılıyorsa; Hizmet hareketini ve diğer Nur Hareketlerini zaafa uğratmak için de bu sefer Risaleler üzerinde operasyon yapılmaya başlandı. Risaleleri yasaklamaları mümkün değil. Peki bunu nasıl yapacaklar? O zaman bunu devletin tekeline alalım diye düşündüler. Bu iş üzerinde çalışan uzmanlar var. Biz bu Nur hareketini nasıl zaafa uğratırız diye. Bu konu üzerinde düşünen araştırma yapan uzmanlar var. Bunlar zaman zaman bir araya gelir ve stratejiler yaparlar. Bunların buldukları formüllerden bir tanesi “mirasçılarında problem var bu problem aşılıncaya kadar bandrol verilmeyecek” ve dolayısıyla bundan sonra bakanlar kurulunun kararıyla basılacaktır. Bu Risalelerin devletleştirilmesi anlamına gelir. Bu cumhuriyet tarihinde tek parti döneminde kimsenin aklına gelmeyen bir tedbirdi. İlk defa bugünkü iktidar tarafından böyle bir yola başvuruluyor. Eğer risaleler devletleştirilirse bu Nur hareketinin ve Türkiye’deki sosyal Müslümanlığın da devletleştirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla eğer biz Türkiye’de hukuk, ifade özgürlüğü, muhalefet hakkı gibi genel şeyleri talep ediyorsak Nurcu olalım olmayalım, Risalelerin yanında yer alalım almayalım, ama Risalelerin devletleştirilmesine karşı çıkmamız lâzım. Eğer Risaleler devletleştirilirse İslâmiyet’in kendisi de devletleştirilecek. O zaman devlet Risaleler üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunacaktır.“Partinin, karar mekanizmaları ele geçirilmiş durumda”Bu devletleştirme işini AKP kendi inisiyatifini kullanarak mı yapıyor, yoksa arka planda başka birileri mi var. Bunu kim istiyor?AKP’nin ana gövdesi, seçmeni, milletvekilleri hatta bakanlar kurulu bu düşüncede değil. Burada AKP’yi kontrol eden küçük bir zümre ve klik var. Bundan önceki İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ifade ettiği gibi AKP’nin içinde küçük bir oligarşik yapı var ve şu andaki bütün operasyonları o yürütüyor. Ben AKP’lilerin ana gövdesinin aslında bundan rahatsız olduğunu düşünüyorum. Çünkü AKP’lilerin içinde Nur hareketine karşı olan insan yok. Risaleleri ve Bediüzzaman’ı seven insanlar var. Risale-i Nurların ne kadar faydalı olduğunu biliyor. Fakat bu küçük oligarşik zümre AKP’yi ele geçirmiş, partinin karar mekanizmalarını ele geçirmiş durumda. Bunlar devletin aslî ideolojisini savunan insanlar. Bunlar dindar/ muhafazakâr Ergenekoncular. Yoksa bunu yapmayan AKP’li kesimi tenzih etmek lâzım.Yeni Asya İncitmediSon olaylar karşısında Yeni Asya’nın pozisyonunu nasıl buldunuz?Yeni Asya’yı başından beri takip ediyorum. Başından beri çok şahsiyetli ve onurlu bir duruş sergiledi. Adil davrandılar. Hizmet Hareketini de eleştirdiler, AKP’yi de, Hizmet Hareketini eleştirmeleri benim çok hoşuma gitti. Çünkü Hizmet Hareketinin eleştiriye ihtiyacı var. Eleştirinin dilini, dozunu o kadar güzel kurdular ki bundan kimse incinmedi. Yeni Asya grubu bu süreçte kendi otonom varlığını korudu. İktidarın nimetlerinden istifade etme yoluna gitmedi ve kendini kamuya bağlamadı. Eleştirdi ve eleştirilerinde çok alicenap bir dil kullandı. Kendilerine çok müteşekkirim.İslâm âleminin uhuvvetine engel teşkil eden nedenler neler? İttihat neden sağlanamıyor?En başta bu millî devletlerin çıkar çatışması. Milliyetçilik ideolojisi, ırkçılık, cehalet ve ekonomi de ki adaletsizlik. Bediüzzaman Hazretleri bunu üç noktada topluyor; Cehalet, sefalet ve tefrika. Bunları ortadan kaldırdığınız zaman bu sorun çözülür. Şimdi meselâ tefrikayı ortadan kaldıralım. Türklere sorun tabiî ki diyecekler, ayrılık gayrılık olmaz. İslâm birliği olsun mu, tabiî tabi olsun derler; ama bizim liderliğimizde. Aynı şekilde İran’a sorun, Mısır’a sorun aynı şeyleri söyleyecekler. Bu yanlış, ümmetin gücü kendisidir. Zaten ‘‘Üm’’ anadır, toplayandır. Bir defa bizi birbirimize düşüren budur. Neden Suriye’de anlaşılmadı? İran kendi stratejik çıkarlarını orda koruyor, Türkiye çıkarını koruyor ve olan Suriye halkına oluyor. Bütün bunların arkasında millî devlet, millî çıkar var. Bu saydığımız engeller ise İslâmî açıdan haramdır.AKP oligarşik yapıyla ittifak kurduRisale-i Nur ve Devlet’in aslî programı arasında nasıl bir ilişki ve karşıtlık var?Devletin doğal yapısı cumhuriyetin kuruluşunda ortaya çıktı. Bediüzzaman hayatta olduğu sürece muhalif bir şahsiyetti. Risaleleri okuyup özümseyen bir insan, başka Müslüman bir şahsiyet sahibi oluyor. Bu ise, Cumhuriyetin insan ve toplum projesine aykırı. Demokrat Partinin iktidara gelişinden sonra biraz gevşedi. Fakat 27 Mayıs’ta tekrar ağırlaştı. Adalet Partisi zamanında tekrar gevşedi. Şimdi bu son on senede bütün Müslüman gruplar AKP’yi iktidara getirdiler ve üç dönem iktidar oldu. Dindarlar devletin içine girmeye başladılar. Kamusal görevler almaya başladılar müdürler oldu, genel müdürler oldu, memurlar oldu bu gayet doğal bir şey. Tabi bu dindarların durumu devletin asli düşüncesine sahip olan küçük grubu rahatsız etti. Bunun sonucunda operasyonlarla tasfiye ettiriliyor. Buna da Hizmet Hareketinden başladılar. Ben ilk günden bunun “sarı inek, beyaz inek” meselesi olduğunu söyledim. Çünkü en güçlü hareket buydu. Eğer ona karşı operasyonu başarılırsa diğerlerine de sıra gelecek. Nitekim sıranın gelmekte olduğunu artık yavaş yavaş görmeye başladık. Diğer İslâmî ve Nur hareketleri, Yeni Asya hariç, bunun tam farkına varamadılar. Onlar zannettiler ki tek bir gruba karşı bir hareket yapılıyor. Hâlbuki bu öyle değil, bu dindarların ve dinin kendisine karşı büyük bir operasyondu. Devletin aslî refleksi demek; dinin devlete hiçbir şekilde etki etmediği, dindarların tekrar kenarda tutulduğu bir konsept demek. AKP yolsuzlukların ve rüşvetin üstünü örtbas etmek için o oligarşik yapıyla ittifak etti. AKP kendini kurtarmak için bu grupla mecburen ittifak kurdu.Hep söylendiği gibi Cumhurbaşkanlığı siyaset üstü bir mizaca sahip olmalı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’ın söylemleri, Cumhurbaşkanı olduktan sonra icra kurumunu nasıl bir duruma sokacak? Bu durumda yeni başbakanın vasfı ne derece fonksiyonunu koruyacak?Bundan birkaç ay önce bugünkü cumhurbaşkanlığı yetkilerle yetinmesi kaydıyla Tayip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül’ü Başbakan, Numan Kurtulmuş’un da Dışişleri Bakanı olmasıydı. Kabinenin bugün varlığını devam ettirerek Türkiye’yi bir beş sene daha yönetmeleriydi. Fakat Sayın Tayip Erdoğan bugünkü yetkilerle bir cumhurbaşkanı olmak istemediğini söylüyor. Kendisinin gönlünde yatan şey başkanlık sistemi. Yani Türkiye’yi bir başkanlık sistemi içerisinde yönetmek istiyor. Ben Türkiye’deki başkanlık sisteminin şu aşamada mahzurlar getireceğini düşünüyorum. Güneydoğu’yu koparabilir. Çünkü başkanlık sistemi geldiği takdirde parlamenter sistem devam edemez. Yerel parlamentolar ortaya çıkar. Zaten büyük şehir yasasıyla aşağı yukarı Güneydoğu’da birçok şehir fiilen “demokratik özerkliğe” geçiyor. İdarî mahkemelerin ihdas edilmesi ve başkanlık sisteminin gelmesiyle Güneydoğu’da bir kopma meydana gelir. Kürt sorununda çözümünde mutlaka ana dilde eğitim hakkı olmalı, Kürtler kendi etnik kimliklerini ifade etmeli, sosyal refah seviyeleri yükseltilmeli; fakat Türkiye ile beraber bunun yapılmasından yanayım. Sayın Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olarak seçilirse toplumun diğer yüzde ellisiyle kavgalı halinde olacaktır. Bunu da açık açık söylüyor “ben taraflı bir cumhurbaşkanı olacağım” diyor. Yani bu durumda ondan nefret eden bir yüzde elli var. Onlarla sürekli kavga Türkiye’nin iç barışını, toplumsal huzurunu çok ciddî manada etkiler.Tabiî bunun yanında biz başkanlık sistemini daha tecrübe etmiş değiliz. Ne türden sıkıntılar ortaya çıkacak, yürütmenin fonksiyonu ne olacak, yasama görevini nasıl yerine getirecek, kuvvetler ayrılığı sistemi devam edecek mi, yoksa bütün kuvvetler tek bir başkanda mı toplanacak bunu bilmiyoruz. Bu açıdan ben başkanlık sistemini mahzurlu buluyorum. Fakat bugünkü yetkilerle yetinirse Erdoğan’ın olmasında bir sakınca yok.“Suriye’de iç savaşın ortaya çıkmasında Türkiye birinci derecede rol oynadı”İsrail’in son günlerde hiçbir insanî kuralı tanımadan Filistin’i vurması ortada. Tablo vahim. Bu vahamete karşı Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini rafa kaldırmaması, bunun için somut bir tavır takınmaması yadırgandı ve eleştirildi. Türkiye’nin bu ilişkilerini devam ettirmesindeki politik gerekçeler neler?Ben her devlet kendi milli çıkarını gözetir önermesini İslâmî bulmuyorum. Çünkü bizim millî çıkarımız Suriye’nin millî çıkarıyla çatışır ve o zaman Suriye’ye haksızlık yapabiliriz. Nitekim Suriye’de iç savaşın ortaya çıkmasında Türkiye birinci derecede rol oynadı. Neden? Çünkü Esed rejimini devirirse Suriye üzerinde Ortadoğu’da bir hâkimiyet elde edecekti. Plan buydu. Türkiye kendi millî çıkarını koruyayım derken Suriye’yi ateşin içine attı. Halbuki biz Müslümanların çıkarını düşünmek zorundayız. Ama başka din mensuplarına da haksızlık yapmadan, onlara zulmetmeden bunu yapmalıyız. Filistinli bir Müslümanın çıkarı bizim de çıkarımızdır. Şimdi Türkiye ve İsrail ilişkilerine gelecek olursak bir kere Türkiye İsrail’e karşı tavır alamaz. Türkiye’nin İsrail politikası son on üç senede şöyle şekillenmiştir: Gazze için ağla, İsrail’le iş tut. Bu “Hüseyin için ağla, Yezit ile iş birliği yap” politikası. Bu çok yanlış.Bir kere gerçekçi olmak lâzım. Birincisi Türkiye bir NATO ülkesi. Avrupa Birliği üyelik sürecini takip ediyor ve ABD ile de müttefik. Bu üç sebepten dolayı İsrail’e karşı açıktan tavır alamaz. Ancak söylem üzerinde tavır alabilir. Fakat suyun altında ilişkiler gayet iyi gidiyor. Türkiye İsrail ilişkilerinin en iyi olduğu dönem bu on üç yıllık dönemi kapsıyor. Türk-İsrail ticaret ilişkileri en üst seviyede artarak devam ediyor, askeri ilişkiler devam ediyor, uçaklarımızın bakımını İsrail yapıyor, Kürt petrolünü ya Bakü Ceyhan ve yahut da Kürdistan Ceyhan üzerinden getiriyoruz İsrail’e satıyoruz. İsrail o petrolü kullanıyor ve başka üçüncü bir ülkeye satıyor. İsrail jetleri Türkiye’den giden petrolü kullanıyor. İsrail’in güvenliğini korumak amacıyla Malatya Kürecik’de bir radar sistemi kuruldu. Şu anda Gazze’den Filistin’e bir roket atıldığında bu roketin atıldığını Malatya’daki radar tesbit ediyor ve anında İsrail’e bildiriliyor. Şimdi dikkat ederseniz İsrail’e olan ilişkilerimiz tıkırında işliyor. Her türlü ilişkimiz yolunda, ama diplomasi alanında kavgalı görünüyoruz. Bu yanlış bir politika. Bu şekilde İsrail’e karşı çıkılmaz. İsrail’e en büyük yardımı Türkiye yaptı. Nasıl yaptı? Türkiye, Suriye’de iç savaşı çıkarmak suretiyle. Çünkü Hizbullah ve Suriye Hamas’a yardım ediyorlardı. Hamas en büyük askerî gücünü Hizbullah ve Suriye’den alıyordu. Suriye iç savaşa girip eli kolu kırılınca Hamas’ın da kolu kanadı kırıldı.Aslında Filistin meselesi beş noktada toplanıyor. Bunlar;1-İsrail’in 1967 öncesi topraklarına dönmesi,2-Filistinli mültecilerin kendi topraklarına dönmesi lâzım.3- Yerleşimcilerin İsrail’e gelmesine son verilmesi. Dünyanın her tarafındaki Yahudilerin İsrail’e gelişlerinin durdurulması,4- Kudüs’ün statüsü,5-Mescid-i Aksanın korunması.Bu beş sorun çözülmeden Filistin problemi çözülemez. Filistin meselesi sorunun anasıdır. Aslında bütün orta doğudaki sorunların temelinde Filistin var. Mevcut halde Türkiye tek başına Filistin’e yardım edemez. İsrail’e de hiçbir müeyyide uygulayamaz. Filistin meselesinin çözümü için İslâm Birliğinin kurulması lâzım. Öncelikle Türkiye, İran ve Mısır’ın işbirliği yapması lâzım. Eğer bu üç büyük devlet iş birliği yaparsa, birbirlerine karşı liderlik iddialarından vazgeçerlerse Allah’ın izniyle Filistin sorunu çözülür.Bahsini ettiğiniz işbirliği için Türkiye ve İran’ın mezhep ve stratejik planları bir engel teşkil etmez mi? Sünnî Türkiye ile Şiî İran’ın bir uzlaşmaya varmaları nasıl mümkün? Sonuçta geçmişte olan şeyler ortada.Tarih kader değildir. Eğer tarih belirleyici olsaydı hiçbir müşrik Müslüman olmazdı. Hatta müşrikler Peygamber Efendimize (asm) ‘‘Biz atalarımızdan böyle gördük’’ derlerdi. Yani tarihi refere ediyorlardı. Fakat ya sizin atalarınız akıl erdiremeyen kimseler idiyse diyor Kur’ân. Bence birbiriyle savaşan İran ve Osmanlılar akılsız kimselerdi. Büyük günaha girmişlerdi. Yavuz da günahkârdı, Şah İsmail de. Onların kavgası bir din kavgası değil, iktidar kavgasıydı. Yavuz diyor ki ‘‘Dünya iki padişaha dar gelir. Ya ben ya sen.” Neden? Allah’ın arzı geniş neyi paylaşmıyorsunuz? Burada Şah İsmail Şiîliği manipüle ediyor, Yavuz Sultan Selim de Sünniliği manipüle ediyor. Hâlbuki Sünnîlik ve Şiîlik İslâm’ın mezhepleridir. Şiîler ve Sünnîler kardeş ve kardeşçe yaşamak zorundalar. İki yüz elli milyon Şiî var İslâm âleminde, biz bunları imha edemeyiz. Onlarla bir arada ve kardeşçe yaşamak zorundayız. Eğer biz devlet rekabeti açısından olaylara bakarsak kıyamete kadar Sünnîlerle Şiîler birbiriyle çatışacak ve kıyamete bu günah yüküyle gideceğiz. Türkiye ve İran’daki mezhepçilerin dışına çıkıp ümmetin birliğini korumak zorundayız. Şunun farkına varmamız gerekir ki hiçbir devlet tek başına bu bölgeye hâkim olamaz. Ne Türkiye ne İran ne de Suudi Arabistan. Hiçbir mezhep tek başına var olamaz ve diğer mezhepleri yok edemez. Tek başına bir etnik grup var olamaz. Bütün bunların İslâm dairesi içinde tekrar bir araya gelmesi gerekli. O zaman biz İran da Fars milliyetçileri ile değil, ümmetçileri ile bir araya gelip bu birliği kurmamız gerek. Ben şuna inanıyorum ki Türkiye, İran ve Mısır bir araya gelmeden İslâm birliği kurulamayacak. Nasıl Avrupa birliğinin çekirdek üç ülkesi Almanya, Fransa ve İngiltere ise ve diğer bütün devletler bu üçünün bir araya gelmesinden sonra birliği kurdularsa, İslâm birliği de bu üç ülke tarafından kurulacaktır. Kaldı ki biz İran’la Kasr-ı Şirin’den beridir savaşmıyoruz. Sürekli bir sanal savaş var. 1639’dan beri biz İranla düzgün sınırlar içinde yaşıyoruz. Diyorlar ki İran sürekli Müslümanlarla savaştı. İyi de Osmanlılar da savaştı?
01 Ağustos 2014 13:08 | gündem
Edinilen bilgiye göre, olay, 24 Temmuz 2014 günü merkez Çukurova ilçesine bağlı Beyazevleri Mahallesi Dilberler Sekisi Mevkii Seyhan Nehri kıyısındaki çalılıklarda meydana geldi. Bölgede görevli olan özel güvenlik personeli çalılık içinde yatan birini görünce polise haber verdi. Olay yerine ...
01 Ağustos 2014 10:21 | Gündem
Edinilen bilgiye göre, olay, 24 Temmuz 2014 günü merkez Çukurova ilçesine bağlı Beyazevleri Mahallesi Dilberler Sekisi Mevkii Seyhan Nehri kıyısındaki çalılıklarda meydana geldi. Bölgede görevli olan özel güvenlik personeli çalılık içinde yatan birini görünce polise haber verdi. Olay yerine ...
01 Ağustos 2014 10:21 | yaşam
Murat Göğebakan’ın ölümü ailesi, yakınları ve sanat camiasını yasa boğdu. 10 gündür yoğun bakım ünitesinde uyutulan sanatçının kardeşi Ferhat Göğebakan, “Hocalarımız ellerinden geleni yaptılar ama ay yüzlümüzü kaybettik.” dedi. Göğebakan’ın cenazesi, vasiyeti üzerine Adana’da dedesi ve babaannesinin yanına defnedilecek.‘Ay Yüzlüm’ şarkısıyla milyonların gönlünde taht kuran ünlü sanatçı Murat Göğebakan, lösemiye yenik düştü. Uzun süredir tedavi gören ve 10 gündür yoğun bakım ünitesinde uyutulan Göğebakan, dün lösemiye bağlı kalp durması nedeniyle hayatını kaybetti. Tedavi gördüğü Medipol Hastanesi’nin Direktörü Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı, sanatçının sabah saat 08.45’te vefat ettiğini söyledi. Yiğitbaşı, “Kendisi 2009’dan itibaren lösemi tedavisi görüyordu. 21 Temmuz 2014 Pazartesi günü durumunun ağırlaşması üzerine hastanemize müracaat etti. Ciddi solunum sıkıntısı nedeniyle yoğun bakıma aldık. 10 gün boyunca yakından takip ettik. Ancak yaptığımız bütün müdahalelere rağmen kendisini kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun.” dedi. Sanatçının ölümü ailesi, yakınları ve sanat camiasını yasa boğdu. Oğlu Bülent Göğebakan da acı haberi verirken konuşmakta zorluk çekti. “Baba beni bırakma, dediğimde o da bana ‘Gönül istiyor ama lösemi istemiyor’ cevabını vermişti.” diyen oğul Göğebakan, “Allah mekânını cennet eylesin, başımız sağ olsun.” diye konuştu. Babasıyla aralarında fazla yaş farkı olmadığı için arkadaş gibi olduklarını söyleyen Göğebakan, “Her sabah futbol muhabbeti yapardık, futbolu çok severdi. Ülkesini çok severdi.” ifadelerini kullandı. Gazetecilere açıklama yapan kardeşi Ferhat Göğebakan, gözyaşlarını tutamadı. Kardeş Göğebakan, “25-26 günden beri buradayız. Bir şey yapamadık. Hocalarımız ellerinden geleni yaptılar ama ay yüzlümüzü kaybettik. Adana’da baba ocağına götürüp, cumartesi kara toprağa kendi elimle koyacağım.” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. “Son günlerinde Rabb’iyle muhabbet halindeydi”Ünlü sanatçının hastalığı boyunca yanında olan ve kendisine sürekli destek veren yakın arkadaşı Feridun Özdemir, Göğebakan’ın inançlı bir insan olduğunun altını çizdi. “Son günlerinde Rabb’iyle muhabbet ede ede gitti.’’ diyen Özdemir, “Sürekli onunla sohbet halindeydi. Bir ara kendine geldi, ‘Rabb’inle muhabbet ediyor musunuz, bize dua ediyor musun?’ dedim. Kaşlarıyla ‘evet’ dedi. Son iletişimimiz bu oldu.” dedi. Sanatçının Adana’nın Çukurova ilçesi Beyazevler Mahallesi’ndeki baba ocağında ise gözyaşı vardı. Evin önüne kurulan çadırda yakınları, taziyeleri kabul etmeye başladı.Acı haberin duyulmasının ardından sanatçının yakın dostları sosyal medya hesaplarından duygusal mesajlar yayınladı. Göğebakan’ın yakın arkadaşı Murat Kekilli, hastanede onunla çektirdiği fotoğrafı, “Dostumun son gülüşleri... Mekânın cennet olsun gardaş...” notuyla paylaştı. Oyuncu Hamdi Alkan, “Mekânın cennet olsun Murat kardeşim.” derken, Sinan Akçıl, Serdar Ortaç, Zara, Twitter hesabına, “Mekânın cennet olsun Murat Göğebakan...” yazdı. Göğebakan’ın cenaze namazı cuma namazını müteakip Fatih Camii’nde kılınacak. Göğebakan’ın cenazesi, vasiyeti üzerine yarın Adana’da Buruk Mezarlığı’nda dedesi ve babaannesinin yanına defnedilecek.İki kez kanseri yenmiştiMurat Göğebakan 1968 yılında Adana’da dünyaya geldi. Ailesi Almanya’da çalışan sanatçı, Türkiye ile Almanya arasında bir çocukluk geçirdi. Hacettepe Ankara Devlet Konservatuarı’ndan mezun olan Göğebakan, 1995’te albüm hayalini gerçekleştirmek için İstanbul’a geldi. “Ben Sana Aşık Oldum” albümünü çıkardı ve büyük bir çıkış yaptı. 2002’de çıkardığı ‘Ay Yüzlüm’ isimli albümüyle MÜYAP’ın ‘En Çok Satan Albüm’ ödüllerine layık görüldü. 19 yaşında gırtlak kanserine yakalanan ve yenen Göğebakan, 2010’da kan kanserine yakalandı. Tedavilerin ardından iyileşen sanatçı, müzik çalışmalarına devam etmişti.
01 Ağustos 2014 03:14 | gündem
Hukuk Bilimleri Merkezi Başkanı Avukat Metin Özyurt, sahur vakti gözaltına alınan 115 polisle ilgili süreci hukuksuzluk olarak değerlendirdi.Özyurt, “Yapılanlar, Başbakan’ın meydanlarda halka karşı söylediği sözlerin yerine geldiğini halka sadece algılatabilmek içindir. ‘Bak Başbakan paralel yapı var diyor, biz de onu ortaya çıkardık’ demek için yapılıyor.” dedi. “Türkiye’de hukuk askıya alındı demek doğru değildir, çünkü Türkiye’de şu an hukuk yok.” değerlendirmesini yapan Özyurt, şöyle devam etti: “Adana’daki TIR’ın durdurulması ile Ankara’daki böcek soruşturması kapsamında polislere yönelik operasyon yaptılar ama mahkemeler, somut deliller olmayınca polisleri tutuklamadı. Bunu başaramayınca sulh ceza mahkemelerini kapatarak, sulh ceza hakimliklerini kurdular. Bu, yapılan soruşturmanın siyasi bir soruşturma olduğunu gösteriyor.”
01 Ağustos 2014 02:00 | gündem
Çanakkale ve Konya’da aniden karayoluna çıkan köpekler, ölümlü iki kazaya sebep oldu.İlk kaza dün saat 07.30 sularında Çanakkale-İzmir karayolu Akçeşme köyü yol ayrımında meydana geldi. Olcay Işık (55) yönetimindeki motosiklet, yola fırlayan köpeğe çarptı. Devrilen motosikletten savrulan sürücü ile arkasındaki Fatma Dilek Tırmık (45) öldü. Konya’daki kaza ise önceki akşam Konya-Adana karayolunun 14. kilometresinde yaşandı. Bayram ziyaretinden dönen Nafiz Türköz, önüne çıkan köpeğe çarpmamak için direksiyonu kırınca şarampole yuvarlandı. Kazada sürücü Türköz ile eşi Ebrar Türköz, çocukları Betül, Tuncay ve bacanağı Emre Dikmen yaralandı. Yaralı Emre Dikmen’in eşi Rukiye (32) ve oğlu Raşit (12) olay yerinde, sürücü Türköz’ün 3 yaşındaki oğlu Rıfkı da kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
01 Ağustos 2014 02:00 | gündem
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 10 gün önce meydana gelen tanker faciasında bilanço gün geçtikçe ağırlaşıyor. LPG patlamasında alev alan 2 yolcu otobüsü ile 1 hafif ticari araçta hayatını kaybedenlerin sayısı 26’ya yükseldi. Çeşitli hastanelerde tedavi gören 40’ı aşkın yaralıdan da acı haber gelmesinden korkuluyor.Diyarbakır’da 21 Temmuz gecesi meydana gelen tanker faciasında hayatını kaybedenlerin sayısı her geçen gün artıyor. İlk gün 1 olan ölü sayısı, 10. günde 26’ya çıktı. Yaklaşık 70 kişinin yaralandığı faciada İstanbul, Adana ve Erzurum’da tedavileri süren Orhan Aydın, Emirhan ve Sedanur Kırnaz, Muhammed Zeki Bingül, Zülküf Ulaş ve Nurullah Nazlı da hayata döndürülemedi. Öte yandan patlamada evi ve ahırı yıkılan, arabası yanan vatandaşlar, yaralarının sarılamamasından yakındı. Jandarma tarafından zarar tespitinin yapıldığını belirten köylüler, bunu karşılayacak kurumların henüz bir adım atmadığını söyledi.Lice ilçesi Tuzluca köyünde meydana gelen faciada kayıp sayısının 26’ya yükselmesi, olayın vahametini gözler önüne serdi. Diyarbakır-Bingöl karayolunun 90. kilometresinde seyir halindeki tanker devrilmişti. Bir vadide meydana gelen kazadan sonra tankerin içindeki gaz çevreye yayılmıştı. Görgü tanıklarına göre tankerden çıkan şoför, otobüslerin alana yaklaşmaması için çaba göstermiş ve otobüsleri durdurmuştu. Yine bu sırada otobüsten inen bir yolcunun sigara yakmasıyla patlamanın meydana geldiği iddia ediliyor. Olayda yaralanan yaklaşık 70 kişi Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Erzurum ve Adana’ya sevk edilmişti. Birinci derece yanık tedavisi görenlerin büyük kısmı hayatını kaybetti. 10 gün içinde durumu ağır olan 40 yolcudan 26’sı can verdi. Kazada hurdaya dönen hafif ticari aracın sahibi Ekrem Önkol, patlamada yanında oturan yeğenini ve halasının oğlunu kaybettiğini söyledi. Önkol, “Halam oğlu Adana’ya sevk edildi. Orada bir hafta yaşam mücadelesi verdi ancak yanıktan dolayı vefat etti. Son güne kadar konuşabiliyordu ama iç organları zarar görmüştü.” dedi. Hasar tespiti için kaymakamlık ve AFAD tarafından heyet gönderildiğini hatırlatan Ekrem Önkol konunun takipçisi olacaklarını ifade etti: “Tutanaklar karakoldaydı. Bugün (dün) Lice Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmiş, bekliyoruz. Bu işin takipçisi olacağız. Çünkü daha taziyelerimiz var. Ölenler oluyor. Başımız rahat değil.”
01 Ağustos 2014 02:00 | gündem
 ADANA
31 Temmuz 2014 11:14 | Gündem
 ADANA
31 Temmuz 2014 11:14 | yaşam
Adana Numune Hastanesi Seyhan Uygulama Merkezi Kalp Cerrahisi Kliniği'nde aort atardamarı balonlaşmasına karşı yeni geliştirilen 'endosvasküler anevrizma onarımı' uygulamasıyla, operasyon geçiren hastaların normal yaşamlarına dönüş süresi 2 aydan 2 güne, ölüm riski de yüzde 10'dan yüzde 1'e geriledi.Klinik Şefi Prof. Dr. Prof. Dr. İbrahim Özsöyler, aort damarının balonlaşıp, patlaması sonucu ileri yaştaki bir çok kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Prof. Dr. Özsöyler söyle dedi:"Daha önce aorttaki balona, tüm karın yarılarak müdahale ediliyordu. Ölüm riski yüzde 10'du. Hastanın normal hayatına dönmesi ise aylar sürerdi. Yeni geliştirilen 'endosvasküler anevrizma onarımı' yöntemiyle kasıktan girip operasyonu gerçekleştiriyoruz. Bu sayede ölüm riski yüzde 1'e indi. Hasta genel anestezi almadıysa 2 gün içinde normal hayatına dönebiliyor."'HASTALAR AYLAR SÜREN AĞRILARDAN KURTULUYOR'Ameliyatlarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde hastaların aylar süren ağrılardan kurtulduğunu allatan Prof. Dr. İbrahim Özsöyler şunları söyledi:"Endosvasküler anevrizma, yani aortta balonlaşma toplumda çok sık görülen bir hastalıktır. Pek çok insan bu hastalıktan yaşamını yitiriyor. Özellikle ileri yaştaki insanlarda, karındaki atardamarın balonlaşması ve patlaması hastaların kaybedilmesine neden olmaktadır. Yeni çıkan teknikler sayesinde, bazen hasta uyutulmadan ameliyat yapılıyor. Oluşan bu balonun patlaması sonucu hastaneye yapılan müracaatlarda, hastanın ölüm riski, eskiden yüzde 70- 80'di. Ancak yaptığımız 'endosvasküler anevrizma onarımı' sayesinde ölüm riski yüzde 1'in altına düşürülmektedir. En son ameliyat ettiğimiz 90 yaşın üzerindeki hastamız Emine Yüce'ye bu yöntemi uyguladık. Hastamız, ameliyatın ertesi günü taburcu olacak kadar kendini iyi hissetti."(DHA)
31 Temmuz 2014 10:35 | sağlık
Kadın çiftçinin ürettiği üzüm 6 ülkeye ihraç ediliyorCeyhan ilçesinde kadın çiftçinin ürettiği yaklaşık 200 ton üzüm, 6 ülkeye ihraç ediliyor. Kıvrıklı köyünde çiftçilik yapan Mehtap Secerelioğlu, tarım işinin kadına göre zor olduğunu ancak sıkıntıya rağmen bu sektörde faaliyet yürüttüğünü söyledi.
31 Temmuz 2014 10:15 | ekonomi
Murat Göğebakan için yarın öğle vakti Fatih  Camisi'nde cenaze töreni düzenlenecek. Törenin ardından memleketi Adana'ya gönderilecek cenaze, 2 Ağustos'ta Yüreğir ilçesinde toprağa  verilecek.  MURAT GÖĞEBAKAN KİMDİR? Murat Göğebakan 9 Ekim 1968 tarihinde Adana'da dünyaya geldi. Anne ...
31 Temmuz 2014 09:38 | Gündem
Murat Göğebakan için yarın öğle vakti Fatih  Camisi'nde cenaze töreni düzenlenecek. Törenin ardından memleketi Adana'ya gönderilecek cenaze, 2 A...
31 Temmuz 2014 09:38 | yaşam
Ekmek kuyruğunda pompalı dehşeti: 2 kişi öldü, 9 yaralıMersin’in Akdeniz ilçesi D-400 Karayolu üzerindeki bir ekmek fırına gelen grup, sıra beklemeen ekmek almak istedi. Gruptakiler, kendilerine olumsuz cevap veren fırıncıya saldırdı. Bunun üzerine fırıncının oğlu Hamit G. pompalı tüfekle rastgele ateş açtı. Olayda 9 kişi tüfek saçmaları ve darp sebebiyle yaralandı. Hastaneye kaldırılan Mahmut Öner ile Hasan Öner kurtarılamadı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.Çöp kamyonunun presine sıkışan işçi kurtarılamadıDenizli’nin Beyağaç ilçesinde, belediyenin çöp kamyonunun presine sıkışan 45 yaşındaki temizlik işçisi Hüdayi Öztürk, hayatını kaybetti. Evli ve iki çocuk babası Hüdayi Öztürk, önceki gün saat 18.00 sularında çöp kamyonuyla göreve çıktı. Cumhuriyet Mahallesi’nde, bir konteynerdeki çöpleri alıp, hareket ettikleri sırada Hüdayi Öztürk, haznede sıkışan çöpleri prese doğru itmek istedi. Bu sırada, arkadan kumanda edilen prese kapılan Öztürk, herkesin gözü önünde ezilerek hayatını kaybetti.TIR soruşturmasında 5 jandarma görevden alındıAdana’da MİT’e ait TIR’ların durdurulmasıyla ilgili yürütülen idari soruşturma kapsamında jandarmada görev değişikliğine gidildi. Ankara İl Jandarma İstihbarat Komutanı Yarbay Erdal Turna ile aynı birimde çalışan yüzbaşı ve astsubay düzeyinde 5 askerin görevinden alındığı iddia edildi. Askeri kaynaklar ise olayın ‘görevden alma’ değil, ‘görev değişikliği’ olduğu bilgisini verdi.Nurtepe’de tehlikeli gerginlikİstanbul’un Kağıthane ilçesi Nurtepe Mahallesi’nde HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş için stant açmak isteyen gruba Halk Cephesi adlı başka bir grubun sataştığı öne sürüldü. Sözlü sataşma kavgaya dönüştü. Olayların büyümesiyle marjinal gruplar da gece boyunca Sokullu Caddesi’ni savaş alanına çevirdi. Otobüs durakları ile park halindeki araçlar ateşe verildi.
31 Temmuz 2014 02:00 | gündem
31 Temmuz 2014 00:58 | gündem
Irak Kürdistan Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Texas mahkemesine başvurarak  Kürdistan petrolünün satışını engellen Bağdat yönetimine karşı dava açtı.   Ceyhan limanından 1 milyon varil petrol taşıyan gemi Texas'ın Galveston Limanına ulaşmıştı. Ancak Bağdat yönetimi Texas'ta mahkemeye ...
30 Temmuz 2014 19:41 | Gündem
Irak Kürdistan Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Texas mahkemesine başvurarak  Kürdistan petrolünün satışını engellen Bağdat yönetimine karşı dava açtı.   Ceyhan limanından 1 milyon varil petrol taşıyan gemi Texas'ın Galveston Limanına ulaşmıştı. Ancak Bağdat yönetimi Texas'ta mahkemeye ...
30 Temmuz 2014 19:41 | ekonomi
Kürt Bölgesel Yönetimi'nin dünya piyasalarına petrol satma girişimleri tüm hızıyla devam ediyor. İlk petrol satışını geçtiğimiz ay İsrail'de bir alıcıya yapan Bölgesel Yönetim, ikinci satışı ise ABD'li bir yatırımcıya yapmak için harekete geçti. 23 Haziran'da Ceyhan Limanı'ndan 1 milyon ...
30 Temmuz 2014 11:41 | Gündem
Kürt Bölgesel Yönetimi'nin dünya piyasalarına petrol satma girişimleri tüm hızıyla devam ediyor. İlk petrol satışını geçtiğimiz ay İsrail'de bir alıcıya yapan Bölgesel Yönetim, ikinci satışı ise ABD'li bir yatırımcıya yapmak için harekete geçti. 23 Haziran'da Ceyhan Limanı'ndan 1 milyon ...
30 Temmuz 2014 11:41 | ekonomi
Sahur operasyonu ile gözaltına alınan ve her aşaması hukuka aykırı şekilde ilerleyen polislere ilişkin soruşturmada ilk karar açıklandı. Savcılık sorgusu sonrası mahkemeye sevk edilen 49 polisten 11’i tutuklandı, 30'u serbest bırakıldı 8 polise ise denetimli serbestlik verildi.21:00'DA KARAR AÇIKLANACAĞI DUYURULDUSelam Tevhit Terör Örgütü soruşturmasını yürüten emniyet görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturmada 3 nolu Sulh Ceza Hakimi İslam Çiçek'in tutuklamalara dair kararını 21.00'da açıklayacağını duyurmasıyla adliyede hareketlilik yaşandı.TERÖR ÖRGÜTÜNE ALINMAYAN ÖNLEMKCK, DHKP-C, MLKP terör örgütlerinin duruşmalarında alınmayan güvenlik önlemleri ellerinde Kur'an ve Cevşen bulunan polis ailelerine reva görüldü. Çağlayan'da adeta sıkı yönetim ilan edildi. Sadece kararın açıklanacağı duruşma salonunun koridorunda 100 aşkın polis görevlendirildi. Adliyenin önünde de bekleyen polis sayısı olağan üstü düzeyde artırıldı. Adliye dışına robokop polisler, TOMA’lar ve akrepler yerleştirildi.HAKİM 21:00’DA DURUŞMAYA GELMEDİKararın açıklanacağı duyurulan saat 21.00'da tüm adliye kilitlenirken hakim İslam Çiçek, bu saatte mahkeme salonuna gelmedi.BASIN MENSUPLARI UZAKLAŞTIRILDIDuruşma salonu önünde bekleyen basın mensupları polis ekipleri tarafından Başsavcılığın kararı olduğu gerekçesiyle kattan uzaklaştırıldı.KARAR 3 SAAT GECİKTİYaklaşık 2 saat sonra adliyenin eksi 7. Katındaki nezarethanede bulunan 49 polis ikişerli gruplar halinde OdaTV ve Poyrazköy davalarının görüldüğü büyük duruşma salonuna çıkarıldı. Tüm polislerin mahkeme salonundaki yerini alması yaklaşık 1 saati buldu. Saat 23.45 gibi ise avukatlar duruşma salonuna alınmaya başlandı. Saat tam gece yarısında karar okunmaya başlandı.HÂKİM İSLAM ÇİÇEK TEDİRGİNDİSaat 21:00'da kararın açıklayacağının duyurulmasına rağmen 3 saat gecikmeli bir şekilde kararı okuyan Hakim İslam Çiçek'in son derece tedirgin olduğu gözlendi.KARAR 00:00'DA OKUNMAYA BAŞLANDIGece yarası 00.00'da yoğun güvenlik önlemleri altında şüpheli polisler ile avukatlarının duruşma salonuna alınmasının ardından hakim İslam Çiçek kararını açıkladı.DURUŞMA SALONUNA ALINMADILARDuruşma salonuna basın mensuplarının yanısıra İstanbul Barosu avukat hakları merkezi yürütme kurulu üyesi Müşir Deliduman, Sercan Sakallı ve CHP milletvekili Mahmut Tanal da alınmadı.TUTUKLANAN İSİMLERYurt Atayün, Serdar Bayraktutan, Erhan Körtek, Ensar Doğan, Aytekin Koçak, Ali Fuat Altuntaş, Abdülkadir Ağır, Yunus Emre Uzunoğlu, Şahin Akdeniz, Muhammed Kaya, Mehmet ÖrsSERBEST BIRAKILANLARBilal Gümüşdağlı, Bahadır Kıcır, Adem Demir, Ziya Yalabuk, Sinan Karataş, Sezai Örnek, Serkan Durmaz, Ramazan Avşaroğlu, Mustafa Arsu, Mustafa Uyanık, Mustafa Becerikli, Mustafa Atıcı, Mustafa Altınbulak, Muhammet Yakup Acar, Mehmet Ali Doğan, Mehmet Kuru, Mehmet Ay, İsa Ardıç, Hasan Basri Kahraman, Abdullah Şahin, Necati Arslan, Mücahit Gökoğlu, Mehmet Kılıç, Mehmet Işık, Kürşat Durmuş, İsmail Yalınız, Hidayet Kemal, Hasan Yüksek, Faruk KıvrakDENETİMLİ SERBEST BIRAKILANLARErkan Ünal, Selman Yuyucu, Ramazan Bolat, Ömer Köse, Osman Özgür Açıkgöz, Oğuzhan Ceylan, Kazım Aksoy, Gaffur AtaçTOPLAM 115 KİŞİDEN 31'İ TUTUKLANDIBu kararla 22 Temmuz sahur operasyonuyla 2 soruşturma kapsamında gözaltına alınan toplam 115 kişiden 31'i tutuklandı. Usulsüz dinleme çetesi iddiasıyla gözaltına alınan 39 kişiden 20'si usulsüz dinleme ve evrakta sahtecilik iddiasıyla tutuklandı. Selam Tevhit terör örgütüne yönelik operasyon yaptıkları için gözaltına alınan 76 isimden ise 49'u tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Bu isimlerden 11'i tutuklandı.TUTUKLANAN POLİSLER METRİS CEZAEVİ'NDESahur operasyonuyla gözaltına alındıktan sonra Salı günü akşam saatlerinde çıkarıldıkları mahkemece tutuklanan 11 polis, Metris T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na getirildi. Saat 03.00 sıralarında cezaevine getirilen polislere, çok sayıda polis aracı eşlik etti. Sahur operasyonu ile gözaltına alınan polislerden 49'u hakkında kararını açıklayan nöbetçi hakimlik, Yurt Atayün'ün de aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında tutuklama kararı vermişti. 8 kişi hakkında denetimli serbestlik kararı verilirken Ömer Köse ile Gafur Ataç'ın da aralarında bulunduğu toplam 38 polis serbest bırakılmıştı.SERBEST KALANLAR ALKIŞLARLA KARŞILANDISahur vakti operasyonu ile gözaltına alınan ve mahkeme kararıyla tahliye edilen polisler adliye çıkışında alkışlarla karşılandı. Sahur vakti yapılan operasyon ile gözaltına alınan ve haklarında tahliye kararı verilen polisler adliye çıkışında aileleri, arkadaşları ve vatandaşlar tarafından alkışlarla karşılandı. Adliye binasından çıkan polisler, kendilerini bekleyen kalabalığa doğru gitti. Aileleri tarafından karşılanan polisler yakınlarına sarılarak hasret giderdi. Serbest kalan polisler daha sonra açıklama yaparak alandan ayrıldı.
30 Temmuz 2014 10:47 | gündem

sayfa sayısı: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11


Hakkımızda  -  İletişim  -  Gizlilik  -  Firma, Mekan Kayıt

© 2007-2008 adanadaki.com,  16.0.732